46,2716$% 0.15
53,5981€% -0.12
62,1357£% -0.06
6.277,72%0,33
10.449,00%0,67
41.655,00%0,67
4.223,23%0,25
13.938,48%1,42
2957846฿%2.69319
Soylu bir aileye mensup olan Platon, M.Ö. 428 yılında Atina’da dünyaya geldi ve iyi bir eğitim almıştır.
20 yaşında Sokrates’le karşılaşınca felsefeye yönelmiştir ve hocasının vefatına kadar (M.Ö. 399) sekiz sene boyunca öğrencisi olmuştur; hocası vefat edince, diğer öğrencilerle birlikte Megara’ya gitmiştir fakat burada uzun süre kalmayarak önce Mısır’a, oradan da Pythagorasçıların etkili oldukları Sicilya ve Güney İtalya’ya geçmiştir.
Bir ara korsanların eline düşmüş, fidye vererek kurtulduktan sonra, kırk yaşlarında Atina’ya dönmüştür.
Atina’da Akademi’yi kurarak dersler vermeye başlayan Platon, M.Ö. 347 yılında 81 yaşındayken hayatını kaybetti.
Platon, hocası Sokrates gibi sokaklarda ve pazar yerlerinde öğretim yapmak istemiyordu; tam tersine ne yaptığını bilmeyen kuru kalabalıktan uzak bir yerde bir okul kurarak, seçkin öğrenciler yetiştirmeyi düşünüyordu.
Atina’nın batısında bulunan ve adını bir Yunan kahramanı Academios’tan alan bölge, bu hedef için çok uygundu.
Platon meşhur okulu Akademi’yi burada kurdu.
Bu dönemde, Akademi bölgesinde esin perileri Müzler için bir tapınak, öğrenciler ve öğretmenler için odalar, toplantı odaları, konferans salonları ve yemekhaneler yapılmıştı.
Fakat öğretimin nasıl yürütüldüğüne ilişkin yeterli bilgiye sahip değiliz.
Büyük bir olasılıkla Sokrates’in diyalektik yöntemi uygulanmıştır, yani öğretim esnasında konferans yöntemi yerine tartışma yöntemi benimsenmiştir.
Platon’un amacı, öğrencilerine bilgi aşkını aşılayarak, onları filozof bir yönetici olarak yetiştirmektir; bu yüzden ahlak ve siyasete ağırlık vermiştir, fakat bunları mantık ve matematikle temellendirmeyi ihmal etmemiştir.
Akademi bu haliyle daha çok özel bir öğretim kurumunu andırmaktadır.
Her yaştan öğrencisi bulunmaktadır; ancak öğrenciler, sınavdan geçirilmez ve eğitimlerini tamamladıklarını gösterir özel bir diploma ile ödüllendirilmez; sadece doğruyu araştırmakla görevlidirler.
Platon’un vefatından sonra Akademi’nin başına kız kardeşinin oğlu geçmiş ve Platon’un düşüncelerinin yerleşmesi ve gelenekselleşmesi için uğraşmıştır.
Akademi uzun bir süre seçkin yöneticilerin yönetiminde ve denetiminde, seçkin öğrenciler yetiştirmiştir ve 6. yüzyılın başlarında bir Pagan okulu olduğu gerekçesiyle Bizans İmparatoru Justinianus tarafından kapatılmıştır.
Hıristiyanların tehditlerinden kaçan öğretmenlerden ve öğrencilerden bazıları, Sâsânî Kralı Anuşirvan’ın (M.S. 531-579) Cundişapur’da kurmuş olduğu tıp okuluna sığınmışlardır.
Bu, uygarlık tarihi açısından çok önemli bir gelişmedir; çünkü buraya yerleşen Yunan filozofları ve hekimleri, birkaç yüzyıl sonra İslâm Dünyası’nda yeşerecek olan bilim ağacının tohumlarını atacak ve böylece bilim ve felsefe Atina’dan Bağdad’a taşınacaktır.
Justinianus’un Akademi’yi kapatmasının sebebi Pagan etkisini ortadan kaldırmaktı; fakat bu yolla, istemeden de olsa, Hıristiyanlığın en büyük rakibi olan Doğu uygarlığının (ve bu arada İslâm uygarlığının) güçlenmesine yardımcı olmuştur.
Platon, barbarlarla dost olmasa da, onlara karşı Aristoteles kadar katı bir tutum içerisinde de değildir.
Mısır’a yapmış olduğu gezi sırasında, Mısırlıların bilimleri, dinleri ve yaşam biçimlerine ilişkin bilgi edinmiştir ve Mısır uygarlığının Yunan uygarlığından daha önce geliştiğini ve onun şekillenmesine yardımcı olduğunu anlamıştır.
Bu husus, Timaios adlı diyalogunda açıkça görünmektedir.
Burada Solon ile bir Mısırlı rahip arasında geçen bir konuşma cidden çok ilginçtir. Rahip Sais,“Ah Solon Solon… Siz Yunanlılar daha dünkü çocuksunuz.” deyince, Solon bu söylediklerinin ne anlama geldiğini sorar ve bunun üzerine rahip şu karşılığı verir :
“Ruh olarak sen ve siz çok gençsiniz; çünkü ne eski geleneklere ne de yüzyıllar öncesinden gelen bir bilime sahipsiniz .”
Platon Mezopotamyalılara ilişkin fazla bir bilgiye sahip olmasa da, Asur hükümdarı Ninos’un kanunlarına atıfta bulunması, bu uygarlığa tamamen yabancı olmadığını göstermektedir.
Eserlerinde görülen astroloji anlayışı büyük ölçüde Babillilerden gelmiştir.
Yunanlıların sürekli düşmanları olan Persleri ise, Platon çok iyi tanımaktaydı. Olasılıkla Herodotos ve diğer Yunan tarihçilerinin yapıtlarını okuyarak Achaemenidian İmparatorluğu’na hayranlık duymuştur.
Perslerin otokrasisi, ona, Yunanlıların demokrasisinden daha sempatik görünüyordu.
Platon’a göre, insanlar bir mağaranın içinde yaşarlar ve yüzleri mağara girişinin karşısında bulunan duvara dönük olduğu için sadece ve sadece buraya düşen gölgeleri görebilirler; duyumlarımız yoluyla varlığından haberdar olduğumuz bu görünümler, gerçek değil, gerçeğin iyiden iyiye bozulmuş gölgeleridir; gerçeği görmek isteyen bir kimsenin, akıl yoluyla duyusal zincirlerden kurtularak başını mağaranın girişine çevirmesi ve orada geçit töreni yapmakta olan ideaları, yani görüntülerin oluşumunu sağlayan gerçek biçimleri seyretmesi gerekir.
Bu sebeple bu alemde duyumsadığımız varlıklar birer gölgedir ve asıl var olan şeyler, bu gölgeler ve bu yanılsamalar değil, onların ardındaki ölümsüz idealardır.
Mesela bir at ne kadar olağanüstü olursa olsun, zamanla bozulur ve kaybolur; oysa at ideası ezelî ve ebedîdir, değişmez.
Öyleyse, değişim içinde bulunan görüntülerin bilgisini bir yana bırakarak, hiçbir zaman değişmeyen ideaların bilgisine ulaşmak gerekir; felsefenin amacı bu olmalıdır; gerçek bir filozof, bu aldatıcı görünümlerin ardına saklanmış olan mutlak bilgiyi, yani ideaların bilgisini yakalayabilen kişidir.
Platon böylece bilginlerin yolunu da çizmiş olmaktadır; çünkü İlkçağ ve Ortaçağ’da bilim ve felsefe birbirlerinden ayrı birer etkinlik olarak görülmemiştir.
Son diyaloglarındaki dualist eğilim, Zerdüştçülükten kaynaklanıyordu ancak bu etki, büyük bir olasılıkla dolaylı bir yoldan gelmiş olmalıydı; çünkü Platon’un diyaloglarında Zerdüşt ismine yalnızca bir yerde rastlanmaktadır.
Ayrıca felsefesinde, Hint felsefelerinin izleri de görülmektedir.
Platon, Phaidon adlı diyalogunda, bir filozofun ölmekten mutlu olacağını, çünkü ruh ideasının ölümsüz olduğunu söylemektedir.
Bu anlayış sonraları yaygınlaşacak ve insanı anlamlandırmaya çalışan düşüncelerin merkezine oturacaktır.
Yapıtlarından anlaşıldığı kadarıyla, Platon daha çok ahlak ve siyasetle ilgileniyordu.
Devlet, Yönetici ve Kanunlar adlı kitaplarında ideal bir devletin nasıl olması gerektiğini sorgulamıştır ve savunduğu fikirler, daha sonra Fârâbî ve İbn Sinâ gibi İslâm filozoflarının siyaset anlayışlarının şekillenmesine büyük katkıda bulunmuştur.
Matematik, Platon’un gözünde çok önemli bir bilimdi; çünkü onunla gerçek bilgiye, yani Tanrı İdeası’na ulaşmak olanaklıydı; zaten Tanrı’nın kendisi de bir matematikçiydi.
Platon’a göre, matematik, gölgeler alemi ile idealar alemi arasında bir ara alem veya iki alemi birbirine bağlayan bir geçittir.
Mesela, ister doğada bulunsun isterse bulunmasın, geometrik şekiller bu ara alemin varlıklarıdır ve bu sebeple mükemmel değillerdir; bunlarla ilgilenenlerin, teğetlerin bir daireye veya bir küreye birden fazla noktada değdiklerini kabul etmeleri gerekir; fakat ideal bir daire veya ideal bir küre söz konusu olduğunda yalnızca bir değme noktasının bulunacağı zihinsel bir soyutlama ile kavranabilir.
İşte bu sebeple, Platon Akademi’nin kapısına “Geometri bilmeyen bu kapıdan girmesin.” diye yazdırmıştır.
Platon uygulamalı matematiği sevmemiş ve bu sebeple cetvel ve pergelin dışında bir araç kullanmaya yanaşmamıştır.
Platon da doğaya Pythagorasçılar gibi bakar ve gerçeğin kilidini açacak anahtarın aritmetik ve geometri olduğuna inanır.
Matematikle ilgili orijinal denebilecek bir çalışması yoktur; katkısı daha çok felsefîdir.
Tanımları düzeltmiş ve mantıksal bağlantıları güçlendirmiştir.
Fakat geometrik analiz, Platon’a değil, Kioslu Hipokrates’e atfedilmektedir.
Platon’un matematiğe ilişkin fikirleri ve çalışmaları sonucunda, matematik, diğer bilimler arasında seçkin bir konuma yerleşecek ve yüzyıllardan beri süregelmekte olan bilimsel eğitim ve öğretimin esas öğesini oluşturacaktır.
Düzgün çok yüzlülerin Platon tarafından keşfedildiği söylenmekteyse de, ondan çok daha önce bilinmekteydi.
Fakat Platon beş düzgün çok yüzlüyle, beş öğeyi eşleştirmiş ve dörtyüzlünün ateşi, altıyüzlünün toprağı, sekizyüzlünün havayı, onikiyüzlünün suyu ve yirmiyüzlünün eteri simgelediğini bildirmiştir.
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
İbn-i Tufeyl Kimdir Hayatı