46,1116$% 0.02
53,1487€% -0.94
61,9322£% -0.79
6.409,16%-3,23
10.625,00%-2,64
42.382,00%-2,58
4.329,50%-3,25
13.694,19%-1,28
2792233฿%-3.12423
Amerikan Komünist Hareketinin Mücadelesi: Tarih, Etki ve MirasAmerikan komünist hareketi, 20. yüzyıl ABD siyasetinin en tartışmalı ve kutuplaştırıcı unsurlarından biri olmuştur. Kuruluşundan Soğuk Savaş’ın zirvesine kadar, bu hareket ülkenin sosyal, ekonomik ve siyasi yapısını dönüştürme hedefiyle mücadele etmiştir. Bu makale, hareketin tarihini, önemli dönemlerini, etkisini ve bıraktığı mirası detaylı bir şekilde incelemektedir.
1. Kuruluş ve Erken Yıllar (1919 – 1929)
Amerikan komünist hareketinin kökenleri, 1917 Rus Devrimi’nin yarattığı küresel coşkuya ve Amerikan sosyalist hareketinin içindeki bölünmelere dayanır.
A. Bölünmeler ve Doğuş
Amerikan Sosyalist Partisi (SPA) içindeki radikal sol kanat, Rus Devrimi’ni destekleyen ve enternasyonalizmi savunan iki ana gruba ayrıldı:
Komünist Parti (CPUSA) İngilizce Federasyonu: Çoğunlukla Amerika doğumlu veya asimile olmuş üyelerden oluşuyordu.
Komünist İşçi Partisi (CWP) Yabancı Dil Federasyonları: Çoğunlukla Doğu Avrupa’dan göçmen işçilerden oluşuyordu.Bu iki grup, Komintern’in (Üçüncü Enternasyonal) baskısıyla 1921’de Amerika Komünist Partisi’nde (Communist Party USA – CPUSA) birleşti. Parti, başlangıçta yasal statü sorunları ve gizli operasyonlar nedeniyle karmaşık bir yapıya sahipti.
B. İlk Mücadeleler
Bu dönemde parti, sendikalar içinde örgütlenmeye odaklandı ve özellikle göçmen işçiler arasında önemli bir taban edindi. Ancak, Komintern’e olan güçlü bağımlılık ve ABD siyasetindeki yeraltı konumu, partinin kitlesel bir hareket haline gelmesini engelledi.
2. Büyük Buhran ve Popüler Cephe Dönemi (1929 – 1939)
Amerikan Komünist Partisi’nin en etkili olduğu dönem, Büyük Buhran yıllarıdır.
A. İşsizlik ve Sosyal Adalet
MücadelesiEkonomik kriz, partiye kapitalizmin başarısızlığını kanıtlama fırsatı verdi. CPUSA, işsizlik mitingleri, kiralık evden çıkarma protestoları ve “İşsizler Konseyleri” düzenleyerek yoksul ve işsiz Amerikalılar arasında popülerlik kazandı.
B. Popüler Cephe Politikası ve Sivil Haklar
1930’ların ortalarında, Sovyetler Birliği’nin talimatıyla CPUSA, faşizme karşı mücadele etmek amacıyla liberal ve sol gruplarla ittifaklar kurmayı öngören Popüler Cephe (Popular Front) stratejisini benimsedi.
Sendikal Etki:
Parti üyeleri, Kongreye Bağlı Endüstriyel Kuruluşlar (CIO) içindeki yeni endüstriyel sendikaların örgütlenmesinde kilit roller oynadı.
Irk Eşitliği:
CPUSA, erken dönemde sivil haklar hareketini desteklemede benzersizdi. Özellikle, Scottsboro Boys davası gibi yüksek profilli davalarda Afro-Amerikan sanıkları savunarak önemli bir görünürlük kazandı. Bu, partiye siyahi topluluk içinde derin bir saygınlık kazandırdı.
Kültür ve Sanat:
CPUSA’nın etkisi, yazarlar, sanatçılar ve entelektüeller arasında da hissedildi. Bu dönem, hareketin kültürel alanda en parlak olduğu zamandı.
3. II. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş’a Geçiş (1939 – 1956)
Partinin kaderi, uluslararası olaylara ve Sovyetler Birliği’nin politikalarına bağlı olarak hızla değişti.
A. Molotov-Ribbentrop Paktı ve İzolasyon
1939’da Nazi-Sovyet Paktı’nın imzalanması, partinin popülaritesine büyük bir darbe vurdu. CPUSA, paktı desteklemek zorunda kalınca, birçok entelektüel ve aktivist partiden ayrıldı.
B. Savaş Sırası İşbirliği
1941’de Almanya’nın Sovyetler Birliği’ni işgaliyle, CPUSA ABD’nin savaş çabalarının en ateşli destekçilerinden biri haline geldi. Earl Browder liderliğinde, parti geçici olarak ismini “Komünist Siyasi Birlik” olarak değiştirdi ve hatta savaş sırasında grevleri desteklemeyi reddetti.
C. Soğuk Savaş ve McCarthy Dönemi
Savaş sonrası, ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki gerginlikler arttıkça, CPUSA merkezi bir düşman haline geldi. Bu, partinin mücadelesinde en zorlu dönemi başlattı.
Yeraltı Faaliyetler:
Partinin liderleri, 1940’ların sonlarında ve 1950’lerin başlarında, Smith Yasası uyarınca hükümeti devirmeye teşebbüs suçlamasıyla hapsedildi.
McCarthyizm:
Senatör Joseph McCarthy’nin önderliğindeki Komünist avı (Kızıl Tehlike) ve Temsilciler Meclisi Amerikan Karşıtı Faaliyetler Komitesi (HUAC) soruşturmaları, yüzlerce partili ve sempatizanı kamu görevlerinden, film endüstrisinden ve sendikalardan uzaklaştırdı.
Üye Kaybı:
Baskı ve Sovyet lideri Nikita Kruşçev’in 1956’da Stalin’in suçlarını ifşa etmesiyle, binlerce üye partiden ayrıldı ve örgüt ciddi bir çöküş yaşadı.
4. Gerileme, Yeni Sol ve Çağdaş Dönem (1960 – Günümüz)
1950’lerin ortalarından itibaren CPUSA, siyasi gücünün büyük bir kısmını kaybetti.
A. Yeni Sol ile İlişkiler
1960’lardaki Yeni Sol hareketi (sivil haklar, savaş karşıtı protestolar) komünist ideolojiden ziyade kültürel ve sosyal konulara odaklanıyordu. CPUSA, bu yeni nesil aktivistlerle anlamlı bir bağ kurmakta zorlandı. Parti, Sovyetler Birliği’ne olan bağlılığını sürdürürken, Yeni Sol genellikle Sovyet modelini reddediyordu.
B. Sovyet Çöküşü ve Finansal Zorluklar
1980’lerin sonları ve 1990’ların başlarında Sovyetler Birliği’nin dağılması, CPUSA’ya olan mali ve ideolojik desteği sona erdirdi. Bu, partiyi ciddi bir krizin içine soktu.
C. Çağdaş Durum
Günümüzde CPUSA, küçük bir üye sayısına sahiptir ve siyasi etkisini büyük ölçüde kaybetmiştir. Partinin mücadelesi daha çok işçi hakları, çevre sorunları ve ırksal adalet gibi konularda eğitim ve yerel aktivizm etrafında dönmektedir.
Pozitif Katkıları
İşçi Hareketi: Erken dönemde sendikaların örgütlenmesine ve işçi haklarının iyileştirilmesine önemli katkılar sağlamıştır.
Sivil Haklar:
Afro-Amerikan sivil hakları mücadelesine erken dönemde güçlü bir destek vererek, ırkçılığa karşı mücadele eden ilk beyaz örgütlerden biri olmuştur.
Sosyal Güvenlik:
İşsizlik sigortası, sosyal güvenlik ve federal konut gibi Büyük Buhran döneminde savunulan politikaların, daha sonra New Deal programları aracılığıyla hayata geçirilmesinde dolaylı bir rol oynamıştır.
Negatif Etkileri
Sovyet Bağlılığı:
Komintern’e ve Sovyet dış politikasına sorgusuz sualsiz bağlılık, partinin Amerikan siyasetinde güvenilir bir aktör olmasını engelledi.
Gizli Faaliyetler ve Casusluk:
Hareket içindeki bazı kişilerin Sovyet istihbaratıyla işbirliği yapması (örn. Rosenbergler davası), tüm partiyi hainlikle ilişkilendirerek Soğuk Savaş sırasındaki baskıyı meşrulaştırdı.
Demokratik Olmayan İç Yapı:
Parti içi demokrasi eksikliği ve Moskova’dan gelen talimatlara uyma zorunluluğu, partinin büyüme potansiyelini kısıtladı.
Sonuç olarak, Amerikan komünist hareketi, Amerikan tarihinde kısa ama yoğun bir iz bırakmıştır. En büyük başarıları, işçi ve sivil haklar mücadelesinde görülse de, Soğuk Savaş’ın baskısı ve Sovyetler Birliği’ne olan bağlılığı, partinin kalıcı bir siyasi güç haline gelmesini engellemiştir.
Hareketin mücadelesi, Amerikan demokrasi, özgürlük ve ulusal kimlik kavramları üzerine kalıcı bir tartışma yaratmıştır.
Rosenbergler Davası:
Casusluk, İdam ve Soğuk Savaşın Gölgesi Ethel Greenglass Rosenberg (1915–1953) ve Julius Rosenberg (1918–1953), Sovyetler Birliği adına casusluk yaptıkları suçlamasıyla yargılanan ve ABD tarihinde barış zamanında casusluktan idam edilen tek sivil çift olarak bilinen Amerikalı Komünist Parti (CPUSA) üyeleridir.
1. Dava Öncesi Arka Plan ve Suçlama
A. Çiftin Kimliği
Julius ve Ethel Rosenberg, 1939 yılında evlenen, New Yorklu Yahudi kökenli, alt-orta sınıf mensubu bir çiftti. Her ikisi de Komünist Parti üyesiydi ve parti ideolojisine güçlü bir bağlılık duyuyorlardı. Julius, orduya bağlı Sinyal Kolordusu’nda (Army Signal Corps) mühendis olarak çalışıyordu.
B. “Kızıl Tehlike” ve Atom Bombası Sırları
Dava, II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından başlayan Soğuk Savaş ve McCarthyizm’in (İkinci Kızıl Korku) zirve yaptığı döneme denk geldi. 1949’da Sovyetler Birliği’nin beklenenden erken bir şekilde kendi atom bombasını denemesi (Joe-1), ABD’de büyük bir şok yarattı ve casusluk yapıldığına dair şüpheleri artırdı.
C. Tutuklama Zinciri
Rosenberglerin tutuklanma süreci, Ethel’in erkek kardeşi olan David Greenglass’ın itiraflarıyla başladı. Greenglass, Los Alamos’taki Manhattan Projesi’nde teknisyen olarak çalışıyordu ve Sovyetler lehine casusluk yaptığını kabul etti. Kendi cezasını hafifletmek için (Smith Yasası uyarınca 15 yıl hapis cezası aldı), eniştesi Julius Rosenberg’e nükleer sırlarla ilgili şemaları verdiğini söyledi. Greenglass ve karısı Ruth, ifadelerinde Ethel Rosenberg’in de bu casusluk faaliyetine katıldığını iddia ettiler, özellikle de bilgilerin yazıldığı defterin daktilo edilmesine yardım ettiğini söylediler.
2. Yargılama Süreci (1951)
Dava, 1951 yılında New York’ta, Yargıç Irving R. Kaufman başkanlığında başladı. Savcılık makamını sonradan McCarthyizm’in önemli figürlerinden biri olacak olan Roy Cohn temsil ediyordu.
● Temel İddia:
Çiftin, ABD’nin atom bombası sırlarını Sovyetler Birliği’ne aktararak casusluk suçu işledikleri ve bu eylemleriyle Kore Savaşı’ndaki ölümlerden (Sovyetler’in nükleer gücünün Kuzey Kore’ye destek sağladığı iddiasıyla) sorumlu oldukları öne sürüldü.
● Kanıtlar:
Dava, büyük ölçüde David Greenglass ve karısının ifadelerine dayanıyordu. Ethel’e yönelik kanıt ise daha da zayıftı ve sadece kardeşi David’in (karısı Ruth’u korumak için) verdiği ifadeye dayanıyordu.
● Mahkûmiyet:
Jüri, kısa bir değerlendirmenin ardından çifti suçlu buldu. Yargıç Kaufman, 29 Mart 1951’de çifte idam cezası verdi. Bu, casusluk suçundan (hıyanet değil) verilen en ağır cezaydı. Yargıç, kararına gerekçe olarak, “Sizin suçunuz cinayetten beterdir. Atom silahının Rusların eline geçmesini sağlamanız… inanıyorum ki Kore’deki komünist saldırılarına olanak tanımıştır” ifadelerini kullandı.
3. Uluslararası Tepki ve İnfaz
A. Küresel Protestolar
İdam kararı dünya çapında büyük bir infial yarattı. Melih Cevdet Anday’ın “Anı” şiirine ilham veren bu dava için, Papa XII. Pius, Albert Einstein, Jean-Paul Sartre ve Pablo Picasso gibi isimler de dahil olmak üzere milyonlarca insan, kararın bozulması için ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower’a mektuplar yazarak ve protestolar düzenleyerek çağrıda bulundu.
B. Af Teklifleri
ABD hükümeti, çiftin işbirliği yapması ve casusluk ağının diğer üyelerini ifşa etmeleri karşılığında idam cezasının hapis cezasına çevrileceğini defalarca teklif etti. Çift, suçsuz olduklarını iddia ederek ve ideolojik duruşlarından taviz vermeyerek bu teklifleri reddetti.
C. İdam
Tüm hukuki itirazlar ve uluslararası kampanyalara rağmen, Julius ve Ethel Rosenberg, 19 Haziran 1953’te (evlilik yıl dönümlerinden bir gün sonra) New York’taki Sing Sing Hapishanesi’nde elektrikli sandalyede idam edildiler.
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
Venezuela İşçi Sınıfının Durumu: Ranttan Kriz Ortamında Hayatta Kalmaya
1
Çince Kadın İsimleri ve Anlamları
319 kez okundu
2
Nijerya İsimleri ve Anlamları – Nijeryalı Kadın ve Erkek İsimleri
239 kez okundu
3
Kırgız İsimleri ve Anlamları
225 kez okundu
4
Kapitalizmin Toplum İçin Zararları
209 kez okundu
5
Endonezya İsimleri ve Anlamları – Endonezya Kadın ve Erkek İsimleri
178 kez okundu